Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Dersi'nde, "Terörsüz Türkiye" süreci toplumsal, siyasal ve iletişimsel boyutlarıyla ele alındı.
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, İletişim Fakültesince düzenlenen 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Dersi, Doç. Dr. Yalçın Lüleci Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi.
İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emin Babacan'ın moderatörlüğündeki panelde, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri Prof. Dr. Cüneyt Yüksel ve Prof. Dr. Abdurrahman Babacan konuşmacı olarak yer aldı.
Panelde konuşan Prof. Dr. Yüksel, terörün Türkiye'de yol açtığı insani, ekonomik ve toplumsal kayıplara değinerek, 15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlayan sürecin ağır sonuçlarına dikkati çekti.
Terörün en büyük kaybının insan hayatı olduğunu belirten Yüksel, "Terörün ekonomik maliyeti 2,3 trilyon dolara ulaştı. Yıllık maliyeti yaklaşık 50 milyar doları bulurken, bu süreç 2,5 milyon kişilik istihdam kaybına neden oldu." dedi.
Yüksel, terörün etkilerinin yalnızca saldırılarda hayatını kaybedenlerle sınırlı olmadığını, eylemleri izleyen, okuyan ve duyan milyonlarca insanın da terörün hedefleri arasında yer aldığını ifade ederek, "Katliamlar, propaganda aracına dönüştürülmek isteniyor. Terörle mücadele yalnızca güvenlik güçleri, yargı ve hukukla sınırlı değil, toplumun tüm kesimleri bu süreçte sorumluluk taşıyor." ifadelerini kullandı.
Haberin başlığını belirleyen editörden fotoğrafı seçen muhabire ve sosyal medyada video paylaşan kullanıcılara kadar herkesin bu süreçte rolü bulunduğunu aktaran Yüksel, terörle mücadelenin aynı zamanda bir iletişim mücadelesi olduğunu ifade etti.
Kalıcı barışın yalnızca silahların susmasıyla sağlanamayacağını vurgulayan Yüksel, toplumun her kesiminin kendisini Türkiye'nin eşit ve onurlu bir parçası olarak gördüğü bir düzenin önemine değindi.
Yüksel, böyle bir Türkiye'nin birleştirici bir dil, toplumsal dayanışma ve ortak bir anlayışla inşa edilebileceğini ifade etti.
Prof. Dr. Abdurrahman Babacan da "Terörsüz Türkiye" sürecinin başarıyla tamamlanması halinde, Türkiye'nin çatışma çözümü literatürüne özgün bir model kazandırabileceğini söyledi.
Farklı ülkelerin çatışma çözümü deneyimlerine değinen Babacan, Türkiye'nin kendi koşullarına uygun bir yaklaşım geliştirebileceğini belirtti.
Babacan, Türkiye'nin bu sürece neden ihtiyaç duyduğunu tarihsel gelişmeler üzerinden ele alarak, Soğuk Savaş döneminin ülkeler açısından belirli bir güvenlik ve siyaset alanı oluşturduğunu aktardı.
Türkiye'nin bağımsız politika geliştirme arayışında önemli bir dönüm noktası olarak 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nı gösteren Babacan, harekatın ardından ABD tarafından uygulanan ambargonun ekonomik, siyasi ve savunma alanlarında bağımsızlık düşüncesini güçlendirdiğini dile getirdi.
Prof. Dr. Babacan, "1990'lı yılların başında Sovyetler Birliği ve Yugoslavya'nın dağılmasıyla uluslararası sistem dönüşüm geçirdi. Bu dönemde ülkeler için yeni fırsatlar ortaya çıktı. Çatışma çözümü çalışmaları, devletlerin silah, şiddet ve terör sorunlarından uzaklaşmasına yönelik yaklaşımlar geliştirdi." dedi.
"Son birkaç yıldır gerçekten önemli adımlar atıldı"
Açılış dersinin ardından AA Yönetim Kurulu Üyesi ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Özkır soruları yanıtladı.
Özkır, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak "Terörsüz Türkiye" bağlamında bu etkinliği gerçekleştirdiklerini belirterek, bu konunun çok önemli olduğunu söyledi.
Uzun yıllardır Türkiye'nin kanayan yaralarından birisinin terör meselesi olduğunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, Türkiye'yi yöneten aktörlerin bu sorunu çözmek için uzun zamandır çaba sarf ettiklerini dile getiren Özkır, "Son birkaç yıldır da gerçekten önemli adımlar atıldı. Terörsüz Türkiye hedefine ulaşabilmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 467 oyla yasalaşan bir karar kabul edildi. Son yıllarda benim hatırladığım en rekor oyla kabul edilen bir yasa tasarısıydı. Bu açıdan bakıldığında da toplumsal uzlaşma, toplumsal konsensüs diyebileceğimiz anlamda bu kararın arkasında büyük bir güç var." diye konuştu.
Özkır, "Mesafeler alındı ama uzun bir yol var. Bu yolun kısa olduğunu söylemek, çok aceleci davranmak olur diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye büyük bir ülke, farklı dinamikleri var, farklı yaklaşım biçimleri var. Hepsini, bu duyguyu, bu duygu birliğini, bütünleşmeyi, bu gelecek perspektifini sahiplenebilmesi ve benimseyebilmesi için biraz daha yol alınması ve bu konsensüsün daha da güçlendirilmesi lazım. Bu anlamda, iletişim fakültelerine nasıl görevler düşüyor. İletişim fakülteleri de diğer bir sürü aktör gibi ve diğer bir sürü kurum gibi bu süreçte önemli rol oynayabilir." ifadelerini kullandı.
İletişim fakültelerinin medyaya insan ve medya profesyoneli yetiştiren Türkiye'nin önemli akademik kurumları olduğunu vurgulayan Özkır, "Dolayısıyla medyanın, iletişimin bu kadar güçlü olduğu bir zaman diliminde iletişim fakültelerinin bu meseleye vereceği desteğin bence diğer pek çok kurumun vereceği destek kadar en az ve belki de daha fazla katkısı olabilir. Çünkü söylem kurmak, haber yazmak, bir meseleyi daha doğru anlatabilmek, daha doğru anlayabilmek, okuduğunu anlayabilmek, bütün bu noktalarda baktığımızda iletişim fakültelerinin etki oluşturabileceği bir zemin olduğunu görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Özkır, şöyle devam etti:
"En önemlisi yüzlerce, binlerce genç iletişim fakültelerine geliyor ve bu gençlerimiz mezun olduktan sonra ya da mezun olmadan önce pek çok gazetede, televizyonda, internet gazetesinde, YouTube kanallarında vesaire çalışmaya başlıyorlar. Hepsi de fakültelerinden aldıkları bilinçle, bilgiyle bu meseleyi sahiplenebilecekleri bir zihin dünyasına sahip olurlarsa, ya da en azından bu konuda doğru bilgiyi elde edip doğru bilgiyi aktarma noktasında bir misyon üstlenebilirlerse, Türkiye'nin Terörsüz Türkiye'ye doğru geçiş sürecinde çok önemli roller oynayabileceğini düşünüyorum."
Bu meselenin herkesin meselesi olduğunu belirten Özkır, Türkiye'nin PKK teröründen kurtulma sürecinde, "Terörsüz Türkiye" perspektifinin ortaya konulduğu bir düzlemde, 7'den 70'e herkesin Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü koruyarak, bunu da her zaman bir öncelik olarak varsayarak, bu meseleye sahip çıkması gerektiğini söyledi.
Kaynak: AA
Yorumlar 0
Yorum Yap
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!