Ortadoğu’daki Gerilim Türkiye’de Gayrimenkul Talebini Yeniden Şekillendiriyor

Alp, özellikle İstanbul, Antalya ve Bodrum gibi merkezlerin uluslararası yatırımcı açısından güvenli liman olarak öne çıktığını ifade etti.
Gayrimenkul Danışmanı Şule Alp, Ortadoğu’da artan jeopolitik gerilimler ve olası savaş senaryolarının Türkiye gayrimenkul piyasasında çok katmanlı etkiler oluşturduğunu belirterek, bu tür dönemlerde Türkiye’nin coğrafi konumu, yaşam standartları ve yatırım avantajlarıyla uluslararası yatırımcılar açısından güçlü bir alternatif olarak öne çıktığını bildirdi.
Alp, konuya ilişkin değerlendirmesinde, bölgedeki belirsizlik ortamının özellikle yabancı yatırımcı talebini desteklediğini aktararak, “Bu yatırımcı profili genellikle hızlı karar alabilen, döviz bazlı alım yapan ve nitelikli projelere yönelen bir yapı sergiliyor. Bu durum, özellikle üst segment konutlarda talep yoğunluğu oluştururken fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı yaratıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye genelinde bu etkinin en net hissedildiği şehirlerin başında İstanbul, Antalya ve Bodrum’un geldiğini kaydeden Alp, söz konusu merkezlerin uluslararası ulaşım imkanları, yüksek yaşam kalitesi ve yatırım potansiyeliyle yabancı yatırımcıların öncelikli tercihleri arasında yer aldığını vurguladı.
Alp, özellikle Bodrum gibi yüksek segmentli pazarlarda konutun yalnızca bir barınma ihtiyacı olarak değil, aynı zamanda yaşam tarzı ve prestij unsuru olarak değerlendirildiğini belirterek, “Yabancı talebindeki artış, sınırlı arzla birleştiğinde fiyat yükselişlerini daha hızlı ve daha belirgin hale getiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yerli yatırımcı daha temkinli hareket ediyor”
Jeopolitik risklerin uzaması halinde ekonomik göstergeler üzerindeki baskının da dikkate alınması gerektiğine işaret eden Alp, döviz kurlarındaki dalgalanmalar, enflasyon ve finansmana erişim koşullarının yerli yatırımcının daha temkinli hareket etmesine neden olduğunu bildirdi.
Bu süreçte yerli yatırımcı davranışında belirgin bir değişim gözlendiğini ifade eden Alp, şunları kaydetti:
“Yatırımcılar öncelikle mevcut sermayelerini korumaya odaklanıyor ve risklerini dağıtmayı tercih ediyor. Bu çerçevede döviz ve altın gibi güvenli limanlara yönelim artarken, banka mevduatı da kısa vadeli ve daha düşük riskli bir bekleme aracı olarak öne çıkıyor. Gayrimenkul yatırımlarında ise daha seçici, daha temkinli ve güven odaklı bir karar süreci işletiliyor.”
Alp, mevduatın özellikle yüksek faiz ortamında yatırımcıya likidite ve öngörülebilir getiri sunduğunu, ancak enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde reel getirinin sınırlı kalmasının, mevduatı kalıcı bir yatırım aracından çok geçici bir bekleme alanına dönüştürdüğünü belirtti.
“Doğru ürün ve doğru fiyat yatırımcıyı yeniden harekete geçirebilir”
Piyasada önemli bir fırsat alanı da oluştuğunu vurgulayan Alp, mevduatta bekleyen yatırımcı kitlesinin doğru ürün ve doğru fiyatla karşılaştığında yeniden hızlı şekilde gayrimenkul piyasasına dönebildiğini ifade etti.
Yerli yatırımcının piyasadan tamamen çekilmediğini, ancak daha seçici davrandığını belirten Alp, “Özellikle merkezi ve değerini koruyan lokasyonlar, depreme dayanıklı yeni projeler ve kira getirisi güçlü yatırımlar öne çıkıyor.” dedi.
Alp, Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmelerin Türkiye gayrimenkul piyasasında çift yönlü bir etki yarattığını belirterek, “Yabancı yatırımcı talebi fiyatları yukarı yönlü desteklerken, yerli yatırımcının temkinli yaklaşımı piyasanın dengesini belirleyen temel unsurlardan biri haline geliyor. Bu tür dönemlerde sektörde başarı, piyasayı doğru okumaktan, değişen yatırımcı davranışlarını iyi analiz etmekten ve doğru ürünü doğru hedef kitleyle buluşturmaktan geçiyor.” değerlendirmesini yaptı.
Sezonun yaklaşmasıyla birlikte özellikle sayfiye bölgelerinde yabancı yatırımcı hareketliliğinin daha görünür hale geleceğini kaydeden Alp, Merkez Bankasının mevduat faizlerine ilişkin atacağı adımların da yerli yatırımcının mevduatta kalma ya da yeniden gayrimenkule yönelme kararında belirleyici rol oynayacağını sözlerine ekledi.
Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı
