“Türkiye satın alınabilir lüksün üretim üssü olacak”

Türkiye, hazır giyimde fiyat odaklı rekabetten çıkıp, satın alınabilir lüksün üretim üssü olacak.
Genel Kurulun ardından ekonomi medyasıyla ilk kez bir araya gelen İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, hazır giyim endüstrisinde güncel durum ve yeni dönem projeleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Hazır giyim sektörünün katma değerli üretimi, istihdama katkısı ve ihracatı ile Türkiye ekonomisi için stratejik önem taşıdığının altını çizen Paşahan, şöyle devam etti:
“Rekabetçilikle ilgili sorunlar nedeniyle ihracatta üç yılda 4,4 milyar dolarlık kayıp yaşadık. İthalat 4,5 milyar dolar seviyelerine ulaştı. İhracattaki düşüş ve ithalattaki artışa paralel olarak istihdamda ciddi kayıplarımız oldu. 2022 yılının sonunda tekstille birlikte yaklaşık 1 milyon 223 bin olan istihdamımız, Şubat 2026 itibarıyla 838 bine geriledi. İki sektörde üç yılda yaklaşık 400 bin istihdam kaybettik. Bütün bu kayıplara rağmen 2025’te 12 milyar dolar cari fazla verdik. Bir başka ifade ile ülkemize 12 milyar dolar net döviz kazandırdık.
Hazır giyimin en zor yılında gösterdiği performansı sergileyen yedi sektör daha olsaydı, Türkiye 2025’i 92 milyar dolar açık yerine dış ticaret fazlasıyla kapatabilecekti. Bu veri bile hazır giyim endüstrisinin Türkiye ekonomisi için önemini yeterince ortaya koyuyor. Hazır giyim üretimi ve ihracatı bir ticari faaliyet olmanın ötesinde özellikle kadınların istihdama katılması ve tersine göç başta olmak üzere sosyal hayatımızda da önemli bir misyon üstleniyor. 81 ilimizde ve yüzlerce ilçemizde üretim yapıyoruz. İstihdamımızın yüzde 55’inden fazlasını kadınlar oluşturuyor. Bütün bu verileri alt alta topladığımızda hazır giyimin ülkemizde ekonomik ve sosyal hayatın en kritik sigortalarından biri olduğunu görüyoruz. Ancak son üç yılda o sigortanın direncinin çok fazla aşındığını söylemek durumundayım.”
“Mevcut teşvik sistemiyle sorunları çözemiyoruz”
Mustafa Paşahan, Türkiye ekonomisi için önemi tartışılamayacak sektörün son üç yılda yaşadığı sorunların temelinde enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan “düşük kur yüksek faiz” politikasının yattığının altını çizdi. Paşahan, küresel rekabet yarışında sektörün hızını kesen tabloyu şöyle özetledi:
“Türkiye’de Ocak 2022-Nisan 2026 döneminde dolar kuru yüzde 230, ÜFE yüzde 370 artarken, asgari ücretin işverene maliyetindeki artış yüzde 567 oldu. Asgari ücretli bir çalışanın 2022’de işverene maliyeti 600 dolarken, bugün bin 500 dolara geldi. Rakip ülkelerde bu maliyet 250-350 dolar civarında. Bir gerçeği söylemek durumundayım: Kapsamı çok geniş olmakla birlikte mevcut teşvik sistemiyle sorunları çözemiyoruz. Biz doğrudan desteklerle asgari ücret maliyetinin 800-850 dolar seviyelerine indirilmesini istiyoruz. Bu beklentimiz karşılanabilirse yeniden üç yıl önceki rekabet gücümüze erişebiliriz. İşçilik maliyetinin düşürülmesi için ilgili bakanlıklarımız ve kurumlarımızla paylaştığımız taleplerimizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
– Halen 3 bin 500 lira olan istihdam desteği 6 bin liraya, bin 270 lira olan asgari ücret desteği 2 bin 500 liraya çıkarılmalı.
– Hazır giyim gibi cari fazla veren sektörlerde döviz dönüşüm desteği yüzde 3’ten yüzde 10’a yükseltilmeli.
– İhracatçının yüzde 15’in altında maliyetle finansmana erişebilmesini sağlayacak çözümler geliştirilmeli.
– Türkiye geneli tüm bölgelerde kurulu tekstil ve konfeksiyon yatırımları 3 yıl boyunca 6. bölge teşviklerinden yararlandırılmalı, ekonomik darboğazdan çıkılana kadar kurulu kapasitelerin korunması sağlanmalı.
– Mevcut teşvik belgelerinin süresi 10 yıl uzatılmalı.
– Teşvik belgeli yatırımlarda asgari ücretin yüzde 50 fazlasına kadar ücret verilen personelin SGK primleri tam teşvik kapsamına alınmalı; emekli çalışan için ödenen SGK primi teşvikli yatırımlarda tamamen kaldırılmalı; diğer bölgelerde yüzde 50 indirilmeli.
“Oyunu fiyatla değil, değerle kazanacağız”
Mustafa Paşahan, taleplerinin karşılanması durumunda sektörde ibrenin hızla yukarı döndürülebileceğini, orta ve uzun vadede ise katma değerli üretime odaklanmak durumunda olduklarının altını çizdi. “Türkiye artık ucuz üretim ülkesi değil. Biz oyunu fiyatla değil, değerle kazanacağız” diyen Paşahan, şunları söyledi:
“Ucuz işçilik üzerinden Asya ülkeleriyle rekabet edemeyiz. Öte yandan, Avrupa’da üretim ve tedarik zinciri kökten dönüşüyor. Kullan at devri kapanıyor. Döngüsel, sürdürülebilir, daha uzun ömürlü ve akıllı üretim dönemi başlıyor. Biz bu konuda avantajlıyız. Kullanılmış giysi ithalatında döngüselliği sunacak ve geri kabul edecek yetkinliğe sahibiz. Daha az adetli, daha nitelikli, daha uzun ömürlü ve yüksek fiyatlı ürünleri üreteceğimiz hızlı bir dönüşümün içine girdik. Özetle biz artık satın alınabilir lüksün, hızın ve kalitenin adresi olacağız. Önümüzdeki süreçte yenilenecek mevzuat gereği Avrupa stok fazlasını yok edemeyeceği için büyük siparişler yerine hızlı ve kontrollü üretim talebi gündeme gelecek. Artık üretimin bir bölümü garanti, kalan kısmı performansa bağlı olacak. Hızlı ve esnek olan kazanacak. İşte burada biz devreye gireceğiz. Yeni dönemde anahtar envanter üreticisi ülke kimliğimizle öne çıkacağız. Ancak kaliteli de olsa üretim tek başına yetmiyor. Bir marka hikâyenizin olması gerekiyor. Bu gerçekten hareketle seçim sürecinde sözünü verdiğimiz Markalaşma Komitemizi hızla kurduk. Komitemiz, Turkish Apparel algısının küresel ölçekte güçlendirilmesi, uluslararası pazarlarda agresif tanıtım ve iletişim, global alıcılarla doğrudan temas imkânlarını kullanarak markalarımızı küresel vitrine taşıyacak.”
“Gerçekçi bir master plan hazırlanmalı”
Hazır giyim sektörü için küresel ticaretin mevcut gerçeklerine uygun bir master plan hazırlanmasının zorunlu olduğunun da altını çizen Paşahan, “Başta kamu olmak üzere tüm paydaşlarla iş birliğini ve koordinasyonu güçlendirmek durumundayız. Avrupa Birliği’nin (AB) Hindistan ve MERCOSUR ülkeleri ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının (STA) önümüzdeki yıllarda sektöre vereceği zararları önlemek ve hazır giyimin Made in EU kapsamında kalması için ticaret diplomasisinin imkânlarını sonuna kadar kullanmalıyız” diye konuştu.
